Ve nihayet, beklediğim telefon gelmişti Global Vizyon’dan. “9 aylık öğrenci vizeni aldın” diyordu Deniz Bey’in o kendinden emin sesi. Bu kadar kolay olabileceğini doğrusu hiç sanmıyordum. “Ben sana demiştim” dedi Deniz Bey. ‘Endişelenmeeee, ben alırsın dersem alırsın!’ Hani bir tabir vardır ya “tereyağdan kıl çeker gibi” işte aynen bu şekilde olmuştu vizeyi alışım, hem de suya ve sabuna hiç dokunmadan!
İçim içime sığmıyor, günler geçmek bilmiyordu. Bavullar hazırlanmış ve defalarca kontrolümden geçiyordu. Sözlüğü koymayı unutmadım ya? Ya Türkçe anlatımlı basic grammar kitabı mı? Diğer kişisel eşyalarım ne durumda? -Tırnak makasını unutma- diye sesleniyordu annem! Koca ülkede tırnak makası yok sanki! Onunda içi içine sığmıyordu anlaşılan!
13 Eylülde Toronto ya ulaştığımda, aktarmalı geldiğim uçak seferi yüzünden uykumu alamamış olmama rağmen, halen cin gibiydim! Gözlerimde uykudan zerre yoktu. Global Vizyon ile önceden ayarladığımız gibi, kapıda elinde adımın yazılı olduğu danışmanı aramaya başlamıştı gözlerim. Uzun ve endişeli arayışlarımın ardından, kocaman kocaman harflerle yazılmış adımın olduğu kağıdı görünce derin bir ohh çektim doğrusu. O da ne? Danışman bana “Hoşgeldiniz” dedi! Bu ayrıntıyı sormayı hiç düşünmemiştim doğrusu, ama o anda hiç ingilizce bilmeyen ve bambaşka bir ülkede olmanın tedirginliğinde, bu kelimenin ne kadar önemli olduğunu size anlatamam.
Hoşbuldum!
Bavullarıma yardım edildi ve beni dışarıda bekleyen araba ile, kalacağım evime doğru yola çıktık. Yeni evime vardığımda, evin büyüklüğü karşısında gözlerim yerinden fırlayacaktı. Koca koca çitleri olan, bahçeli ve ağaçlar arasında gizlenmiş, korunmalı bir sığınağı andırıyordu bu ev. Global Vizyon- Deniz bey aracılığı ile, tek başıma oda tutmuş ve 3 öğün yemek anlaşması da yapmıştım. Yani endişe duyulacak hiç bir neden kalmamıştı artık.
Okulun ilk günüydü-ILAC. Öğretme konusunda son derece eğitimli ve bir o kadar da sabırlı öğretmenlerimiz vardı. Her türlü problemimizde ise, Türk danışmanımız aynı bina içinde odasında hazır bekliyordu. Ne de olsa ingilizcelerimiz yeterli değildi daha!
Her kurda öğretmenler değiştiriliyordu. Bu da bize, telaffuzu kullanmada büyük bir yardım sağlıyordu. Sadece 1 öğretmene bağlı kalmamanın bir diğer avatajı da, kısa sürede bina içindeki bütün öğretmenlerle arkadaş olma imkanının sağlanmış olmasıydı.
Okulumuz ayrıca, sürekli geziler düzenliyordu. Toronto’da gezilebilecek ve görülmesi gereken yerleri içeren turistik bir aktiviteydi bu.
Konaklama ücretinin büyük gibi gözükmesi başta beni korkutmuştu. Ama bir kere buraya, bu özgürlükler ve fırsatlar ülkesinde gelince işlerin gerçekten tıkır tıkır gittiğini gördüm. 2. ayımda, o görkemli evimi terk etmiştim. Çünkü çok daha ucuz bir fiyata, bir başka arkadaşla ev arkadaşı olmuştum. Bu tamamen kişisel bir tercih idi. Artık kendi yemeğimi kendim yapıp, CN tower’I ve Ontario gölünü, gören 2 odalı dairede, benim gibi öğrenci olan bir arkadaşla kendi özgürlüğümü yaşama olanağına sahip olmuştum.
Ve nihayet okulum bitmişti. Toronto’ya gün geçtikçe alışıyordum. Yaz gelmişti. Gözlerime inanamıyordum. Keşke daha çok yazlık t-shirt getirseydim! Resmime bakarak bunu kolayca anlayabilirsiniz! Her taraf, eğlenceyle doluydu. Eğleniyordum da doğrusu!
Şu anda York Üniversitesinde, ilaç üretimi üzerine son teknolojilerin gösterildiği Post-graduate eğitimimi bitirmiş ve Ryerson Üniversitesinde de Molecular Science üzerine mastera Kabul edilmiş durumdayım. İngilizcem ileri düzeyde ve iş tecrübesi dahi yaptım!
Daha ne isteyeyim ki! Darısı başınıza!
SAYGILAR.
SEÇKİN DOĞANAY
ILAC-Toronto |