Merhaba,
Zaman zaman zorluyor yeni bir dil öğrenmek ama idare ediyorum şimdilik. Ailemden memnunum 2 ay oldu tam buraya geleli. Oxford’u sevdim, küçük ama şirin bir yer. Geçen haftada ablam buradaydı. O da çok beğendi Oxford’u. Bir sorunum yok. Sadece onun için yazmak istedim. Her şey yolunda evet, yeni arkadaşlar edindim tabii ki. Bir çok ülkeden öğrenci görmek mümkün Oxford’da. Henüz sadece Londra’ya gitme şansını buldum çünkü çok fazla boş vakit bulamıyorum. Ödevler bütün günümü alıyor neredeyse. Ama zaman zaman okuldaki arkadaşlarla yemeğe gidiyoruz akşamları, ardından da bir şeyler içmeye falan…. Yani kısacası Oxford’u tavsiye edebilirsiniz diğer öğrencilere... Küçük ama çok şirin bir yer… Görülecek yerler çok fazla, örneğin Üniversiteler, üniversitenin parkları, müzeler ve tabii ki City Centre çok ama çok hoş. Okulun sistemi bence yeterli iyi bir seviyede dil öğrenmek için. Sadece bizim sınıf diploma sınıfı ve memnunum sınıfımdan. Hocalarımızda bizimle çok fazla ilgileniyor, ne
zaman istersek bir şeyler sorabiliyoruz. Bize yaşamımızda lazım olabilecek her şeyi görebiliyoruz sınıfta. Biraz fazla ödevden şikayetçiyiz ama bizim öğrenmemiz için vermek zorundalar tabi. Sınıfımda Türk öğrenci yok sadece diğer dil sınıfında 2 tane Türk öğrenci var. Yani 3 kişiyiz okulda
onlar da bayağı ciddiler dil konusunda. Zaman zaman onlarla da İngilizceyi kullanarak konuşuyoruz. Türk Restaurantı var 2 tane. Bir kaç gün önce gittik, ilk defa burada yemek yerken zevk aldım:) yani kısaca böyle geçiyor zamanım. Diğer öğrencilere de tavsiye edebilirsiniz çekinmeden.
Şimdilik bu kadar. Hoşçakalın. Beni yönlendirdiğiniz için tekrar teşekkürler. Tekrar yazarım. Hoşçakalın.
Ömer Burak Tevruz
EMBASSY CES-Oxford |
LONDRA: kendim için yaptığım en güzel şey…
Bir şeyin olmasını gerçekten çok istemek , ama çok , bir buz dağı gibi olan olanaksızlıkların ortasında bile inatla, inanarak, hayalinden hiç ama hiç vazgeçmeyerek istemek, çok ama çok İSTEMEK.. İşte buydu bana o büyülü Londra şehrinin kapılarını açan.. Gerçekten hiç ama hiç olağan bir ihtimal değildi benimki ..O nedenledir ki bütün bir kış boyunca kim bilir kaç kere bıkmadan usanmadan çalmışımdır Global Vizyon’un kapısını.. Her seferinde artık benden bıkacaklar diye düşünürken, fark ettim ki kafamdaki her soru işaretine bir cevap bulunmuş, her soruna alternatif bir çözüm bulunmuş ve ben önceki gelmemden biraz daha umutlu ayrılmışım onların yanından, fark ettim ki bu büyük buz dağı erimeye başlamış, Londra’ya giden kapılar teker teker açılmaya başlamış... Ve yüzde birlik bile ihtimal yokken Londra’ya gitmeme, bir baktım ki uçaktan inmişim, bambaşka bir ülkenin, büyülü bir şehrinin , farklı diller konuşan, farklı şeylere inanan, farklı kültürde insanlarının arasındayım.. En önemlisi bu tarihi Avrupa kentinin o muhteşem mimarisinin ortasında hayranlıkla dolaşırken, fark ettim ki sürekli şunu söylüyorum kendime büyük bir tatminkarlıkla: “Sinem bu hayatın boyunca kendin için başardığın en güzel şey..”
Tabii böyle hissetmemin birçok sebebi vardı.. En başta mesleki açıdan hedeflerimi gerçekleştiriyordum.. İlk başta Global Vizyon’un rehberliğiyle Oxford House College’da Teacher Training eğitimi alarak , İngilizce öğretmenliği alanında 4 haftalık bir mesleki eğitim aldım. Bu 4 hafta boyunca okuldaki öğretmenlerden, eğitimden, kütüphane olanaklarından ve sosyal faaliyetlerinden o kadar memnundum ki eğitim bitince 2 haftalık daha kursa yazıldım. Kurs bitince Londra’nın tam göbeğinde Oxford Street üzerindeki okulun kapısından çıkar çıkmaz bu kez Londra’nın tarihle eğlenceyi bir arada barındıran sokaklarına atıveriyordum kendimi.. Şehir o kadar düzenli ve ulaşım o kadar rahat ki bir yere gitmek için sadece istemek yetiyordu, şehrin en uç köşesine bile metroyla 1 saatte varıyor, gitmek istediğim yeri elimle koymuş gibi buluyordum.. Sanırım şehirde her şey benim rahatlığım için hazırlanmıştı.. Şehrin mimari ve yapısal güzelliğinin yanı sıra içinde barındırdığı kültür zenginliği de bir başka yönüydü bu büyüleyiciliğin.. National gallery’e gittiğimde ilk fark ettim bunu, çünkü ordan çıktığımda kendimi Van Gogh la tanışmış, Monet’in ağzından o eşsiz güzellikteki resimlerinin hikayelerini dinlemiş ve Picasso’yla el sıkışmıştım… Ve sayamadığım tarih boyunca gelmiş geçmiş tüm ressamlar…tek kelimeyle büyülenmiş, farkında olmadan galeride 7 saat kalmıştım, ve çıktığımda kendimi galeriyi değil dünyayı gezmiş gibi hissediyordum.. Ama dediğim gibi bu ilk yerdi bana bu zenginliği fark ettiren.. Sonra bir baktım ki bir gün British Museum’da bir gün Tate Modern Gallery’de bir gün National history Museum’da, bir gün Victoria and Albert Museum’da bir gün Science Museum’dayım.. Ve normalde müze, galeri gibi yerlerden pek hoşlanmamama rağmen, oradakilerin her birinde bir iki saatliğine gidip 6-7 saat gezmişim , tüm dünyadan tarihi ve sanatsal enstantaneler yakalamışım her birinde…
Kültürel yönlerinin yanı sıra şehrin gezilip görülecek güzellikleri, her zevke uygun eğlencesi, renkliliği, farklı kültürlerden birçok insanı barındırması , İngiliz halkının sanılanın aksine sıcaklığı, kibarlığı, her yerde ve her durumda “thank you” ve “sorry”i ağızlarından düşürmemeleri, bunların hepsi Londra deneyimimi ve dünya görüşümü güzelleştiren, hayatıma bambaşka bir artı katan muhteşem bir deneyimdi..
şimdi kazandığım kültür zenginliği, Avrupai anlayış ve mesleki eğitimimle çok çok iyi anlıyorum ki Londra’ya gitmiş olmak hayatım boyunca kendim için yapabileceğim en güzel şeydi.. bunun için özellikle Global Vizyon’a ve Oxford House College’a teşekkürü borç bilirim..
Sinem Yılmaz
OHC-London |